HABER: Uğur Yılmaz

Gazete Emek - Proje kapsamında baraj ve hidroelektrik santralinin yanı sıra malzeme ocakları, kırma–eleme–yıkama tesisleri ve hazır beton santrali kurulması planlanıyor. Bu kapsamlı inşaat faaliyeti; ormanlık alanların tahrip edilmesi, su kaynaklarının kirletilmesi ve meraların yok edilmesi anlamına geliyor.

Türkiye’de benzer projelerin yarattığı yıkım ortadayken, Newala Kezêr (Kezer Vadisi) için de aynı kaderin dayatıldığı görülüyor. Munzur, Cerattepe, Yusufeli ve Heskîf (Hasankeyf) örnekleri; baraj ve HES projelerinin tarım alanlarını sular altında bıraktığını, köyleri boşalttığını, derelerin doğal akışını bozduğunu ve ekosistemi geri dönülmez biçimde tahrip ettiğini gösterdi. Enerji üretimi gerekçesiyle yürütülen bu projeler, gerçekte doğanın sermayeye açılması anlamına geliyor.

Yerel halkın rızası alınmadan ilerletilen ÇED süreçleri, halkın katılımını biçimsel bir prosedüre indirgerken; Kezêr (Kezer) Havzası’nda yaşam süren köylülerin, üreticilerin ve doğa savunucularının söz hakkı fiilen yok sayılıyor. Bölgenin suyu, toprağı ve yaşam alanları, kısa vadeli rant hesaplarına kurban edilmek isteniyor.

Uğur Güdük Suruç Katliamı'nda yaşamını yitiren arkadaşı Emrullah Akhamur'u anlattı: Susun sıra neferi uyusun
Uğur Güdük Suruç Katliamı'nda yaşamını yitiren arkadaşı Emrullah Akhamur'u anlattı: Susun sıra neferi uyusun
İçeriği Görüntüle

18 Şubat’ta Bidlîs (Bitlis)’te, 19 Şubat’ta Sêrt (Siirt)’te yapılacak ÇED toplantıları, Kezêr (Kezer) Havzası’nın geleceği açısından kritik önemdedir. Bölge halkının sürece katılması ve itirazlarını dile getirmesi, doğayı savunmanın asgari koşuludur.