Gazete Emek- "Ben 1983 yılında İstanbul’da doğup büyüdüm. Çiftçi bir ailem yok, köy hayatını çocukluğumda hiç yaşamadım. Yani toprağı, üretmeyi ve doğayı sonradan tanıdım ama şimdi tüm kalbiyle onlara bağlanan bir kadına dönüştüm" sözleriyle yaşam öyküsünü anlatmaya başlayan Zeynep Çelik, 2019 yılında Bursa'nın İznik ilçesine bağlı Candarlı köyüne 1000 kök yaban mersini dikmesinin ardından 'ormandaki bahçenin' nasıl oluştuğunu anlattı.
Daha önce köy hayatı ile hiç tanışmayan Çelik'in yeni hayatı, salt köy hayatına adım atan bir kadının, sıradan hikâyesi değil. Doğanın çırılçıplak koynunda zorlukların, mücadelenin, sabrın, özgürlüğün de hikâyesi. Çelik'in cümleleriyle ifade etmek gerekirse "Benim hikâyem aslında yaban mersininden çok daha fazlası."
"Neden ben de yapmayayım"
"Bugün hâlâ İstanbul’da çalışıyorum (son 1 senem) ama budamada, bakımlarında ve hasat zamanı mutlaka bahçedeyim. Hatta işim olmasa bile neredeyse her hafta sonu İznik’in Candarlı köyüne bahçeme kaçıyorum. Aslında bu fikrin içine eşimin kuzeninin 2016 yılında kurduğu yaban mersini bahçesi sayesinde girdim. Pandemi döneminde onun bahçesinde daha fazla zaman geçirme fırsatı buldum. Yıllarca onu izledim, öğrendim. Yani orada stajımı yaptım. Tam da pandemiyle birlikte doğanın bana ne kadar iyi geldiğini fark ettim. Bir gün “Neden ben de yapmayayım?” dedim ve 1000 fidanlık küçük bir yaban mersini bahçesi kurdum. Böylece Ormandaki Bahçe doğdu."
"O gün çok ağladım"
"Tabii hiç kolay olmadı. Doğa kusursuz değil gerçek olduğunu, her zaman ödüllendirmediği, birçok kez sınavlardan da geçirdiği derslerde verdi. En büyüğünü ilk büyük hasadımı alacağım gün, 10 Temmuz 2024’te sadece 10 dakika süren bir dolu yağışı sonrası hasadımdan %98 hasarla çıkarttı beni. Bütün emeğimi gözümün önünde yere indirdi. O gün çok ağladım. Hatta toprağa bile küstüm. Birkaç hafta köye, bahçeye hiç gitmedim. Ama sonra doğa vazgeçmiyorsa ben neden vazgeçeyim dedim. Ertesi yıl yine budama yaptım, yine bakım yaptım, yine umut ettim. Ve bugün yeniden hasat heyecanını yaşıyorum. Sanırım kadının emeğini ve mücadelesini en çok o gün toprağa benzettim. Toprak gibi… Sabrediyorsun, emek veriyorsun. Bazen çaban görünmüyor, bazen de karşılığını hemen alamıyorsun. Ama yine de vazgeçmiyorsun. Kadın da toprak gibi; ne yaşarsa yaşasın yeniden filizlenmeyi biliyor."
"Mum ışığıyla devam ediyorum"
"Peki büyük bir şehri bırakıp köye yerleşmek? Büyük şehirden kaçıp köy hayatını sadece güzel taraflarıyla anlatanlardan da olmak istemiyorum. Doğanın huzuru kadar zorluğu da var. Mesela Nisan ayından beri ki geçen haftaya kadar köyden taşıma suyla ihtiyaçlarımı karşıladım. Güneş enerjisi kullanıyorum ama güneş bana ne kadar verirse. Yoksa çocukluğumdaki o beyaz büyük bakkal mumları (ki) varmış hala onu bile bilmiyordum, mum ışığıyla akşamıma devam ediyorum. Bahçede bazen imkanlar kısıtlı oluyor ama o anlarda ben kendimi daha özgür ve daha gerçek hissediyorum."
"Ben onların yaşam alanına misafirim"
"Bahçemi çoğu zaman yabani hayvanlar da ziyaret ediyor. Geçen yıl ayının geldiğini defalarca bıraktığı izlerden anladım. Bunu ilk gördüğümde aklımdan şu geçti; birkaç yıl önce sadece İstanbul’da yaşayan Zeynep olsaydı, herhalde korkudan bahçeye bir daha adım atmazdı. Ama bugün öyle hissetmiyorum. Çünkü artık onların bu doğanın bir parçası olduğunu biliyorum. Ben onların yaşam alanına misafirim. Doğayla zaman geçirdikçe korkularımın yerini saygı aldı. Doğayı kusursuz olduğu için değil, bana kendim olabildiğim bir alan sunduğu için sevdiğimi anladım."
"Her düştüğünde yeniden ayağa kalkan bir kadının hikâyesi"
"Benim hikâyem aslında yaban mersininden çok daha fazlası. Özgürlüğü seven, toprağa sonradan âşık olan ve her düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı öğrenen bir kadının hikâyesi gibi. Ve en büyük hayalim, doğanın bana izin verdiği süre içinde Ormandaki Bahçe’min kapısı bana hep açık olsun istiyorum. Yaban mersinlerini, sabretmeyi, yeniden başlamayı ve vazgeçmemeyi büyütmek istiyorum."

Haber: Serkan Atasoy




