1950'ler sonu ve 1970'ler başı arasındaki geniş anti kolonya mücadele dalgasında yaklaşık 60 civarında genç Afrika devleti bağımsızlığını kazandı ve ilan etti. Bu dönemde futbol, sadece bir spor olmanın ötesinde, ulusal kurtuluş hareketlerinde kritik bir rol oynadı: Kolonyal güçlere karşı direnişin sembolü, halkı birleştiren araç ve uluslararası arenada bağımsızlık taleplerini duyuran bir propaganda aracı haline geldi. Futbol, etnik çeşitliliği aşan bir "ulusal kültür" yarattı, anti-kolonyal duyguları geliştirdi ve hatta bazı durumlarda devrimci potansiyel taşıdı.
Cezayir: Futbolun Devrimci Silahı Olarak FLN Takımı
Cezayir'in Fransa'ya karşı bağımsızlık savaşı (1954-1962), futbolun kurtuluş mücadelesindeki en çarpıcı örneklerinden biri. Front de Libération Nationale (FLN) örgütü, 1958'de "Le Onze de l'Indépendance" (Bağımsızlık Onbiri) adlı bir milli takım kurdu. Bu takım, Fransa'daki profesyonel Cezayirli futbolculardan (örneğin, 1958 Fransa Dünya Kupası kadrosunda yer alan Mustapha Zitouni ve Rachid Mekloufi gibi yıldızlar) oluşuyordu. Oyuncular, gizli operasyonlarla Fransa'dan kaçırıldı – örneğin, Mohamed ve Khadidja Maouche çifti, balayı kisvesi altında oyuncuları İsviçre üzerinden Tunus'a getirdi. Takım, 1958-1962 arasında Doğu Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Afrika'da 90'dan fazla ülkeyi dolaşarak maçlar yaptı, Cezayir bayrağını dalgalandırdı ve milli marş "Kassaman"ı çaldırdı. Bu turlar, savaşı dünya kamuoyuna duyurdu, FLN'nin meşruiyetini artırdı ve halk desteği kazandı – bazı maçlarda 80.000 seyirci toplandı. FIFA, takımı tanımadı ve rakiplerini tehdit etti, ama bu, Cezayir'in bağımsızlık sonrası resmi milli takımının temelini attı. Futbol burada, Frantz Fanon'un dediği gibi, "insanlaştırma" aracı oldu: Kolonyal baskıya karşı psikolojik ve siyasi özgürleşme sağladı.
Gana: Nkrumah'ın Pan-Afrikan Silahı Olarak Futbol
Kwame Nkrumah, Gana'nın 1957 bağımsızlık sonrası ilk başkanı, futbolu ulusal birlik ve pan-Afrikan dayanışma için stratejik bir araç olarak kullandı. Milli takım "Black Stars" (Marcus Garvey'e atıfla siyah yıldız), etnik bölünmeleri aşan bir "Ganalılık" kimliği yarattı. Nkrumah, Avrupa takımlarına karşı düzenlenen bağımsızlık kutlama maçlarını (örneğin, 1957'de Real Madrid'e karşı 2-2'lik beraberlik) propaganda için kullandı. 1963 ve 1965 Afrika Uluslar Kupası zaferleri, Nkrumah'ın doğrudan desteğiyle (oyunculara ev hediye etmek gibi) gerçekleşti ve pan-Afrikanizmi simgeledi. Nkrumah Altın Kupası gibi turnuvalar, Batı Afrika ülkelerini birleştirdi – örneğin, 1960'ta Sierra Leone'ye karşı 6-2'lik galibiyet, birlik vurgusu yaptı. Ayrıca, 1966 Dünya Kupası boykotu (Afrika ve Asya ülkelerinin FIFA'daki adaletsiz temsiline karşı), Nkrumah'ın öncülüğünde pan-Afrikan bir eylem oldu ve 1970'ten itibaren Afrika'ya otomatik Dünya Kupası kotası getirdi. Futbol, Gana'da kolonyal mirası silen bir "silah" haline geldi.
Futbol, birçok Afrika ülkesinde kolonyal dönemde "Müslüman" veya "yerli" kulüpler aracılığıyla ulusal bilinci, milliyet aidiyetini geliştirdi. – örneğin, Mısır'da Al Ahly (1907'de kurulan "Mısırlılar için Mısırlı" kulüp), 1928 Olimpiyat yarı finali ve 1934 Dünya Kupası ile eşitlik talebini simgeledi. Fas'ta Wydad Casablanca (1937), Tunus'ta Espérance (1919) gibi kulüpler, kolonyal kısıtlamalara karşı direnişin simgeleriydi. Libya'da İtalyan sömürgesi altında futbol, post-bağımsızlık ulusal ligin temelini attı. Genel olarak, 1960'lar boykotları (örneğin, Güney Afrika'nın apartheid nedeniyle dışlanması) ve CAF'ın (Afrika Futbol Konfederasyonu) büyümesi, futbolu bağımsızlık sonrası ulusal gurur kaynağı yaptı.
Ancak, bazen diktatörler tarafından manipüle edildi (örneğin, Mobutu'nun Zaire'sinde). Futbol, etnik çeşitliliği birleştirerek devrimci potansiyel taşıdı, ama şiddet ve ayrılıkçılığı da tetikleyebildi.