Amedspor Ankara’dan iki puan eksikle ama önemli derslerle dönüyor. Gençlerbirliği karşısındaki 2-2’lik sonuç, maçın son dakikalarında kaybedilen avantajı öne çıkarsa da asıl mesele daha derinde. Amedspor dominant bir oyun oynamıyor; oyunun iktidarına bütünüyle talip değil. Alan kontrolüyle inisiyatife ortak oluyor, yüksek şiddetli baskılarla rakibin oyun düzenini bozuyor ve sonuç üretiyor. Bu, tesadüf değil, bir oyun fikrinin ürünüdür.
Deplasmanda öne geçmek, maçın en iyi senaryosuydu. Gift Orban’ın düşürülmesiyle kazanılan penaltıyı Dia Saba gole çevirdi. Orban az artist değil! Ballet de golüyle enerjisini nihayet sahaya bıraktı. Amedspor’un tehdit tarafında Ballet’in dinamizmi, tehlike tarafında ise Orban’ın doğrudanlığı var.
Oyun doğruydu ama pasların güvenilirliği daha yüksek olsaydı maç çok daha kolaylaşabilirdi. İlk yarıda savunma doğru oynarken orta saha, oyunu kurmak yerine topu uzaklaştırmayı tercih etti. Böylece hücumun devamlılığı kesildi, rakibe yeniden yerleşme fırsatı verildi. Alan kontrolü, pasın yönü ve zamanlamasıyla anlam kazanır; topu tehlikeden uzaklaştırmakla oyun kurulmuş olmaz.
İlk yarım saatte Muhamed Halil’in taktik disiplinin dışına çıkması, Umut Meraş’ı rakiple baş başa bıraktı. Gençlerbirliği bu boşluğu ters kanada gönderdiği diyagonal paslarla değerlendirdi ve Krasniqi’yi zorladı. Halil kendisini tipik bir hücum kanadı gibi konumlandırıyor. Oysa rolü, hücumu destekleyen ve savunma bağlantısını koruyan bir aktör olmak. Besnik Hasi’nin müdahale etmesi gereken yer burası. Halil’in duruşu karizmatik, davranışı acemice. Sırtı dönük top aldığında bedenini rakibin önüne yerleştiremiyor; dönüşleri bu yüzden sıkıntılı. Yeteneğini doğru oyun davranışıyla tamamlaması gerekiyor.
Raveloson da topu kontrol eder etmez çevresini taramayı Dellova’dan öğrenmeli. Oyunun hızını ayakların çabukluğu kadar, bir sonraki hamleyi önceden görebilmek belirler. Dia Saba’nın kaçırdığı şutta ise top tavana asılmalıydı! Bu seviyedeki bir oyuncunun bitiricilikte daha doğru tercihler yapması beklenir. Umut Meraş’ın belirgin yorgunluğu da savunma dengesinin hesabına katılmalı.
Maçın en önemli dersi, Amedspor’un 90. dakikaya kadar 2-1 üstünlüğünü koruduğu bölümde ortaya çıktı. Dellova’nın sakatlanarak oyundan çıkması, sanki takımın güven duvarını yıktı. Sonraki değişikliklerle birlikte oyun aklı geri çekildi; korku ve panik öne çıktı. Amedspor artık oyunu kontrol etmeyi değil, skoru korumayı düşünüyordu. Oysa skoru korumak, topu uzaklaştırmaktan ibaret değildir. Pas bağlantılarını sürdürmek, alanları kapatmak ve rakibin hücumunu daha başlamadan bozmak gerekir.
Dellova’nın yokluğu elbette önemliydi; ancak asıl sorun, onun ayrılmasıyla bozulan dengenin ortak oyun aklıyla yeniden kurulamamasıydı. Bir oyuncu çıkar, diğeri girer; oyun ilkeleri ayakta kalmalıdır. Amedspor, son dakikalarda korkuya teslim olmadan oyunu yönetmeyi öğrenmek zorunda. Gençlerbirliği’nin beraberliği yakalaması, bu panik hâlinin sonucuydu.
Amedspor’un başarısı, topa hükmetmesinden değil, alanı doğru kullanmasından ve baskıyı doğru zamanda yoğunlaştırmasından doğuyor. Gençlerbirliği maçı, bu fikrin değerini de sınırlarını da gösterdi. Daha güvenilir paslar, daha doğru konumlanmalar ve baskı altında korunan bir oyun aklı… Amedspor’un bir sonraki eşiği burada.