Kim futbol adına ne derse desin, Amed Spor Kulübü’nünen büyük problemi,
kendisine yöneltilen yoğun önyargı ve düşmanlık duygusuna karşı sağlıklı bir baş etme yöntemi geliştirememiş olmasıdır.
Gidilen her deplasmanda oluşan atmosfer, bunun artık sportif rekabet sınırlarını aşan bir psikolojik zeminde yaşandığını gösteriyor.
Bugün birçok rakip takım sahaya yalnızca üç puan için çıkmıyor. Tribünlerde ve saha içinde hissedilen duygu, basit bir rekabetten öte; güçlü bir öfke ve düşmanlık motivasyonu. Bazı çevrelerin kulübü ağır ithamlarla etiketlemeye çalışması bu duyguyu daha da keskinleştiriyor.
Son Ankarakeçiörengücü deplasmanında kulüp başkanımız Nahit Eren’in şahsında kullanılan hedef gösterici söylemler,
bunun sıradan bir rekabet olmadığını açıkça ortaya koydu.
Böylesi bir atmosferde futbolculardan beklentimiz yalnızca iyi oynamaları değil; oyuna karakter koymalarıdır.
Biz, arkasında dev bütçelerin ve konfor alanının rahatlığı olan bir yapı gibi kaygısız bir görüntü istemiyoruz. Sahada zaman zaman hissedilen “nasıl olsa kazanırız” rahatlığı, bu ligin gerçekliğiyle örtüşmüyor.
Şampiyon olmak için biraz kaygılanmak gerekir. Şampiyon olamamaktan korkmak gerekir. Doğru yönetilen kaygı performansı düşürmez; aksine motivasyonu artırır.
Kontrol altına alınmış stres dikkati keskinleştirir, mücadele gücünü yükseltir. Rehavet ise tam tersini yapar.
Ligin en iyi ve en kalabalık taraftarına sahip olmanın verdiği özgüven elbette kıymetlidir; ancak bu özgüven sahada gevşemeye dönüşmemelidir. Tribünün büyüklüğü futbolcuya konfor değil sorumluluk yüklemelidir.
2-1 öne geçildiğinde hissedilen erken rahatlama duygusu şampiyonluk iddiasıyla çelişir. Oysa sahada olması gereken duygu şudur: “Henüz hiçbir şey bitmedi.”
Erzurumsporlu futbolculara bakıldığında, skor ne olursa olsun ciddiyetin korunabildiği görülüyor.
Sanki her maç sezonun son karşılaşmasıymış gibi, sanki Süper Lig kapısı o 90 dakikaya bağlıymış gibi oynuyorlar.
2-0 öndeyken bile gevşeme yok, yılma yok, hata toleransını minimuma indirme çabası var.
Sonuç olarak mesele yalnızca taktik ya da teknik değil; zihinsel eşik meselesidir.
Eğer gerçekten zirve hedefleniyorsa, biraz kaygıyı, biraz korkuyu ve çokça sorumluluğu kabul etmek gerekir.
Rahatlığın değil, bilinçli gerilimin takımı yukarı taşıyacağını görmek zorundayız.