Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları “yanlış taktikler”e ya da anlık gelişmelere bağlamak, büyük resmi ıskalamaktır. Ortadoğu bugün uluslararası hukukun fiilen askıya alındığı; enerji yolları, güvenlik koridorları ve nüfuz alanları üzerinden yeniden dizayn edildiği bir coğrafyadır. Bu dizaynda esas hedef, Kürtlerin denklemin dışında tutulmasıdır.
Lozan’da kurulan düzen nasıl Kürtleri yok saydıysa, bugün de benzer bir dışlama farklı araçlarla sürdürülmektedir. Rojava’da izlenen çok yönlü diplomasi—uluslararası koalisyonla temaslar, bölge ülkeleriyle diyalog arayışları, halkların birliğine dayalı yönetim deneyimi—sorunun yerel değil, küresel olduğunu açıkça göstermiştir. Buna rağmen saldırılar sürüyorsa, mesele “Kürt siyaseti” değil; Kürtlerin bölgesel denkleme güçlü bir özne olarak girmesinden duyulan rahatsızlıktır.
Sosyal medyada hamasetle milliyetçilik yapmak, ya da her yenilgiyi “iç tartışmalara” yıkmak, dayatılan Kürt açmazını kırmaz. Bu yaklaşım, psikolojik savaşın bir uzantısıdır. Gerçek olan şudur: Bölgesel ve küresel güçler kendi çıkarlarına göre ittifak kurar; bugün destek veren yarın dışlayabilir. Bu döngüyü kırmanın yolu, kısa vadeli konjonktür okumaları değil; kalıcı bir ulusal birlik stratejisi ve uzun soluklu siyasi-örgütsel mücadeledir.
Rojava’da ortaya çıkan direniş, Kürt tarihinde ender görülen bir ulusal birlik duygusu yaratmıştır. Bu kazanımlar, geçici mutabakatlara emanet edilemez; anayasal ve uluslararası güvencelerle tahkim edilmelidir. Aksi halde her “taktik geri çekilme”, kalıcı kayıplara dönüşme riski taşır.
Bugün ihtiyaç duyulan; psikolojik savaşın gürültüsüne kapılmadan, gerçekliği soğukkanlı okumak; birliği büyütmek ve kazanımları hukukî güvenceye bağlayacak ısrarcı bir mücadeleyi sürdürmektir.