Türkiye'de kendine devrimci ve komünist diyenler sürekli dar bir alanda kalmışlardır geniş kitlelere ulaşamamışlardır. Teorik olarak komünizmi işçi sınıfının ve emekçilerin kuracağı söyleniyor. İyi güzel bir teori ama kaç tane işçi ve emekçi Marksizmi--Leninizmi biliyor? Marksizm-Leninizm özelde işçi sınıfının emekçi sınıfların, genelde de halkın kurtuluşunun bilimsel ideolojisi olarak şekillendi ama arada 100 -150 yıl geçmesine rağmen bir işçi bile M-L'nin ne olduğunu bilmiyor. Sadece Türkiye'de değil bütün dünyada kendine devrimci diyenlerin Sosyalist diyenlerin komünist diyenlerin hepsi 40 parçaya bölünmüş. Sağcılara bakıyorsun sermaye sınıfına bakıyorsun hepsi kendi aralarında çok güçlüler, birlikler, dağınık değiller. Ama sosyalistlere komünistleri devrimcilere bakıyorsun sürekli kendi kendileri ile didişiyorlar kavga ediyorlar kendi güçlerini kendilerine karşı harcıyorlar. Kapitalizm sermaye sınıfı haklı olduğu için mi toplum üzerinde egemenlik kurabiliyor? Hayır haklı olduğu için değil güçlü ve örgütlü olduğu için bunu yapabiliyorlar toplum üzerinde etkili olabiliyorlar. Bu biraz da tabii binlerce yıllık sınıflı devletli sistemden güç almayla gerçekleşiyor sırtını devlete dayamayla gerçekleşiyor. Çünkü devlet sağ ve muhafazakâr bir aygıt olduğu için elit seçkin sınıfın varlığını sürdürmesinin en büyük aracı olma rolünü oynar.

Türkiye'de genel olarak devrimci hareketin en büyük sorunu birlik olamama sorunudur yani Türkiye'de devrimci hareketin birlik olması gerekiyor.

Türkiye'de kitlesel bazda azımsanmayacak sol bir çevre var gerek yasal gerek illegalde birçok örgüt parti var ama buna rağmen sol bir türlü gelişemiyor bunun sebebi nedir acaba haksız olduğu için mi yoksa ideolojisine güvenmediği için mi? Devrimci hareket onlarca yıldır masa başında kendi aralarında teorik tartışmalar yapma hastalığından bir türlü vazgeçmedi. Devrimci hareket geniş kitlelere emekçi kitlelere hiçbir zaman ulaşmadı yoksul kitleleri örgütleme gibi bir amacı olmadı. Parti ve dernek binalarında kendi aralarında tartışmayı politik tartışmaları yapmayı devrimcilik olarak gördüler. Sürekli dar bir alanda kısır döngüde dolaşıp durdular. En kötüsü de kendi aralarında hizipleşme gruplaşma bölünme hastalığı. Şimdi bu durumda ne olur ezilen kitleler yoksul halk gider gider kapitalist düzen partilerinin kuyruğuna takılır onlardan medet bekler. Bir işçi bir emekçi emek ve sınıf bilinci sahip olup ARTI-DEĞER'in ne olduğunu öğrenmezse sömürüden kapitalizmden nasıl kurtulacağını öğrenemez. Türkiye devrimci hareketi kitlelerle buluşmadığı gibi, kitlelere de doğal olarak politik bilinç verememiştir, devrim öncelikle politik bilinçle olur, sadece fiziki örgütlenmeyle değil.

Politik olmayan kitleler fiziki olarak örgütlü olsalar bile kime karşı neden savaşacaklarını, amacının olduğunu bilmezler, dolayısıyla kitle önce politik olacak ki amaç üzerinde yoğunlaşabilsin. Devrimi gerçekleştirecek olan politik bilinçtir askeri gücün kullandığı silah değil. Askeri güç ideolojinin gelisimini sağladığında bir önemi ve anlamı olur.

Askeri güçle sadece düşmanın askerî gücünü ortadan kaldırırsın ama politik güçle de devrimi gerçekleştirirsin. Devrim, devrimcilerin komünistlerin devlet aygıtını ele geçirmesi olayı değildir. Devrim devrimci güçlerin devlet iktidarını ele geçirmesinden de öte esasen halkın politik sosyal kültürel ekonomik gelişimini ifade eder. İşte Rusya'da Sovyetler'de 74 yıl sonra devrimin olmadığı anlaşıldı. Oysaki 1950'lerde 60'larda Sovyetler birliği'nde biz komünizme ulaştık dediler. Halkın devrim koşullarında iktidar sahibi olması farklı şeydir halkın iktidarını kurduklarını iddia edenlerin devlet iktidarına gelmeleri farklı bir şeydir. Geçen yüzyılda birçok ülkede devrimler oldu devrimci güçler devlet iktidarına geldiler aradan onlarca yıl geçtikten sonra bu devrimler karşı devrim haline geldiler. Halkın kendi iktidarını kurması farklı şeydir devlet iktidarını ele geçirmek farklı şeydir. Devrimci güçlerin devlet iktidarını ele geçirmeleri halkın kendi öz yönetimini kurmasını sağlamazsa bu bir iktidar değişimi olmanın ötesine geçmez. Devrimci hareketin devlet iktidarını ele geçirmesi devleti tekrardan güçlendirmek için değildir devletin halk üzerindeki varlığını ve egemenliğini yok etmek içindir. İşte bu da politikleşmiş toplum gerçekliği ile olur. Toplumun her halükarda refah ve bolluk içinde yaşaması toplumun kendi kendini yönetmesi demek değildir. Toplum tabiki bolluk ve refah içinde yaşayacak ama politik toplum olarak kendi kendini yönetmeyi öğrenmesi temelinde bunu yaparsa özgür olabilir.

Evet, halkın kendi iktidarını kurması için devlet iktidarını ele geçirmesi gerekiyor ama devlet iktidarını yıkmak için ele geçirmek gerekiyor güçlendirmek için değil. Bazı ülkelerde devrimler olduktan sonra devrimciler iktidara geldiler yani devlet yönetimine geldirdiler halkı ise bir tarafa ittiler halkla kendileri aralaına mesafe koydular. Bu da bazı deneyimlerde olduğu gibi devrimin karşı devrime dönüşmesine yol açtı. Kürt halkı yıllardır Türkiye devrimci hareketine çağrıda bulundular gelin birlik olalım Türkiye'yi demokratikleştirelim iktidarı ele geçirelim, halkın yönetimimi kuralım dediler ama maalesef bunun karşılığını bulamadılar. Kürtler sokaklara çıktıklarında yürüyüşler mitingler yaptıklarında kendilerine devrimci diyenler dernek ve parti binalarında pencereleri açıp Kürtlere bakıyorlardı ondan sonra pencereleri kapatıp oturuyorlardı. Dernek ve parti binalarında oturmak devrimcilik oluyordu. Türkiye'de kendilerine devrimci diyenlerin tamamının aklı fikri Küba'da Vietnam'da Çin'de Kore'de Filistin'de ama Kürdistan'ı neredeyse düşman olarak görüyorlar. Son günlerde Rojava direnişi tekrar gerçekleşince bazı bireysel destekler dışında Türkiye devrimci hareketinde Rojava'ya kimse ne destek verdi ne de gündem yaptılar ama Venezuela'da bir halk hareketi olmadığı halde sanki Venezuela'da bir halk hareketi olmuş gibi bir destek görüldü, Kürdistan ise bunlar için hiçbir zaman hesapta yoktu. Oysa ki gerçek enternasyonallık Küba'da, Vietnam'da, Kore'de, Filistin'de, Venezuela'da değil Kürdistan'dadır, önce kendi yanındaki halkın yanında yer alacaksınız, Kürt halkının ulusal varlığını kabul edeceksiniz ki devrim yapabilesiniz. Türkiye devrimci hareketinin mevcut durumda Türk halkına, Türkiye işçi sınıfına bir faydası olmadı ki Kürt halkına da faydası olsun. Bundan dolayı Öcalan Türkiye devrimi bizim boynumuzun borcudur dedi